Fazla darlanmaya başalım
Çoğu zaman kalabalıkların içinde yalnız olduğumu biliyordum. Daha önce dediğim gibi, “Hayal kırıklığı yaşamak istemiyorsan hiç kimseye güvenme” şiarıyla devam ediyorum.
Hayatıma monte ettiğim bir kitap var: “Büyü Dükkânı” – Yeşim Dinçöz.
Her isteğin birbedeli olduğunu, nelerden vazgeçmen gerektiğini, dönüşü olmayan yollara girmeden önce son bir kez daha düşünmeyi anlatıyor.
Bu “son bir kez düşünmek” için bazen kaçman gerekebilir; derin nefesler alıp o küçük beyine oksijen pompalamak gerekir.
Gecenin Dördünde Ani Kaçış
Bir gece, saat dört civarı, valizimi hazırlayıp çıktım evden. Her şeyi geride bırakmak pahasına…
Valizde çorap, pantolon, gömlek vardı; başka ihtiyacım yokmuş gibi.
Valizle sokakta yürüyorum.
(Yokuş yukarı valiz taşımak hiç romantik değil.)
Bu saatlerde taksi bulmak zordu. Yokuşu yürürken taksi durağına gelmiştim ama gördüğüm taksiyi durdurdum. Normalde duraktan binmem gerekirdi ama hepsi beni tanır, açıklama beklerler; o kafada değildim.
“Bazen domates ile aranda bir farkın olmadığını anlarsın”!

Otogar Yolunda Keskin Bir Karar
“Otogar,” dedim.
Otogara geldim.
Hangi firma olduğunu bilmiyorum.
“İlk otobüs kaçta kalkıyor?” diye sordum.
“Nereye?”
“Senin için fark eder mi?” dedim.
Adam biraz ters olduğumu hissetti, lafı uzatmadı.
“6’da Antalya var.”
“Tamam, bilet ver.”
Konuşmalar kısa ve netti. Umarım o gün başka ters insana denk gelmemiştir.
Köprüyü Geçerken Gönderilen Mesajlar
Boğaziçi Köprüsü’nü geçerken (o zaman kullanılıyordu) dört kardeşime mesaj attım:
“Bir süre buralarda olmayacağım, kafamı dinlemeye gidiyorum. Telefon bir hafta kapalı olacak.”
Telefonu kapattım.
Uzun saatler sonra muavin bana telefonu getirdi:
“Sizi arıyorlar.”
Şaşırdım, telefonu aldım; kız kardeşim arıyordu.
“Hayırdır abi, kötü bir şey yok değil mi?”
“Yok bacım, moralim bozuk, biraz kafa dinleme zamanım geldi,” dedim.
“Tamam abi, iyi yere gidiyorsun. Tatilde yap. Bir ihtiyacın olursa haber ver, telefon açık kalsın. Kimse aramayacak seni,” dedi.
Kız kardeşim sabah ilk kalkan arabaları araştırıp kolayca bulmuş beni. Organizeyi yapmış, iyi dedim.
Elmalı’da Karşılama ve Kısa Bir Mola
Elmalı’da teyze oğlu var. Onu aramışlar, onlar da beni almaya gelmişler.
Otogarda indim, beni bekliyorlardı.
Onlara sordum:
“Ne işiniz var burada?”
“Haber verdiler, seni almaya geldik. Bize gidelim, sonra istediğin yere gidersin.”
İyi dedim.
Nasılsa Elmalı’daymış; nereden bilebilirim arada 100 km olduğunu.
2-3 gün kaldım. (Burada başka bir hikâye daha çıktı.)
Teyze oğlu Elmalı’yı gezdirdi, bilgiler verdi.
Ama benim aklımda radyo piyesinden kalma Elmalı tabak hikâyesi ve haberlerden Elmalı sikkeleri vardı.
Kuyumcu Sayısı ve Küçük Şehir Düzeni
Teyze oğlu kuyumcuymuş. Sağda solda birçok kuyumcu var.
“Sordum, burada kaç tane kuyumcu var?”
“12 tane,” dedi.
“Nüfusu ne kadar?”
“12 bin.”
Her bin kişiye bir kuyumcu düşüyor.
Orada o kadar fırın var mı diye de merak etmiştim.
Şimdi baktım, nüfus 40 bini geçmiş. Kuyumcu ve fırın sayısına bakmadım.
Aklıma gelenleri yazmak isterim ama insanları zan altında bırakırım.
Toparlanan Bavul ve Antalya Yolu
Bunlar benim hakkımda İstanbul’a bilgi geçiyorlar.
İlk işim,
“Ben gidiyorum” oldu.
Bir daha ikna edemediler.
Antalya’nın yolunu tuttum.
