Bir Hayalin Etrafında
Hanımın babası vefat etmeden önce, ailesiyle birlikte ortak bir karar almışlardı: Samsun Bafra Düzköy’deki yerlerine bir ev yapmak istiyorlardı. Elbette, o arazilerde eşimin de hakkı vardı.

Bu niyetlerini benimle paylaştıklarında hiç düşünmeden “Olur” dedim. “Nasıl yaparız, nereye yaparız?” gibi soruları konuştuk, değerlendirdik ve evin yapımına karar verdik. Belki biraz abarttık ama olsun, “Güzel olacak,” diyorduk içimizden.

Köyün girişine yakın, yol kenarındaki tarlaya ev yapılacaktı. Gerekli izinler alındı. Bildiğiniz gibi, bizde işler genelde önce ev yapılır, sonra yolu ve diğer ihtiyaçlar halledilir. Biz de öyle yaptık.

Bankadan kredi çekildi, inşaata başlandı. İşin içine girince ister istemez benim de bu evle ilgili hayallerim oluştu. Çünkü bu plan yokken, ben de bu kadarını hayal etmiyordum.

İstanbul’daki evime eşya alırken bile aklımda hep Samsun’daki ev vardı: “Bu burada iyi durur mu, şu oraya yakışır mı?” diye düşünüp duruyordum. Hayal kuruyordum.

Çalışmaya devam ettim. Büyük bir motorum vardı. Samsun’a giderken onu satıp, oraya uygun bir araç ve ekipman alırım, diye planlar yaptım. Orada yaş almak, daha sade ama bana göre dolu dolu bir hayat kurmak istedim.

Tabi bu “minimal” dediğim hayat, aslında 150 metrekareydi. İki kat, çift daire olunca temeli 300 metrekareye çıktı. Köy halkı “Devlet kurumu mu yapıyorsunuz?” diye takıldı, haklılardı da.
İstanbul’un merkezinde otururken bile doğru düzgün gelenim yoktu. Ama orada, o evde büyük bir salon hayal ettim. Aile masaları kurdum aklımda, gelen misafirlerin kalabileceği odalar… Bunu da herkes bilir zaten: Evim de, masam da gelen herkese açıktır. Bu geleneği devam ettirmek istiyordum.

Ve bir gün çocuklarım, torunlarım ve belki onların çocukları için… İstanbul’a bağlı kalmadan yaşayabilecekleri bir yer daha olsundu.
Bu içime attıklarımı gerçekleştirebilmek için yapılacak tek şey vardı: Kararlı çalışmak. Ve birlikte yaşadığım insanları ikna etmek… Ne yazık ki bunu başaramadım.
Evin ilk katı yapıldı. Harcamalar arttıkça daha fazla çalışmam gerekti. Yanımda eşim, oğlum ve kızımla birlik içinde yürümek istedim.

Ama açık konuşayım, ben, eşim ve kızım hiçbir zaman tutumlu olamadık. Oğlum bizden daha dengeli, daha istikrarlı ilerliyor. Umarım başarılı olurlar.
2002 yılında, “Cumhuriyet’e Mektup” kampanyasında, oğluma ve kızıma içimden geçenleri yazdım. Umarım 2023 Ekim’inde o mektubu benim ruh hâlimle okumuşlardır.

O eve, eşimin babası öldüğünde son kez gittim. (Mekanı Cennet olsun bir kaç iyi insandan biriydi) Bir daha ne yeni bir fotoğrafını gördüm, ne başka bir görüntüsünü. O andan itibaren, orası benim için artık sadece bir yapı oldu; içi boş bir yer.
Oğlum ve kızım, duyduğum kadarıyla ödemelere devam ediyorlarmış. Ama ne merak ediyorum, ne de soruyorum.
Ama yazmam gerekiyordu.
“Bazen kurduğumuz hayaller gerçekleşmez ama yine de yazmak iyi gelir. Bu da benim yarım kalan, ama içimde tamamlanmış bir hikâyemdir…”
