Rafineriye Giden Yol ve 1999 Depremi
Lokali işletmeye devam ediyordum. Bu arada bir büyüğüm olan biraderim —yani ağabeyim— amcamdan ayrılmış, artık kendi işini yapıyormuş. Duyduğuma göre kendine ait bir rafineri kurmaya girişmiş.
İlgimi çekmedi. “Rafineri” deyince gözümde hep ateş, asit, duman, ağırlık ve kaba kuvvet canlanırdı.
Benden uzak olsun isterdim.
Ama beklenen haber geldi:
— “Abin seni ve dayını yanına istiyor.”
Zaten lokal can çekişiyordu. Gitmekten başka çarem yoktu.
Deprem ve İlk Organize Yardım
Bu çağrı geldikten kısa süre sonra 1999 depremi oldu.
Mahalle olarak ilk kez bir organize çalışma başlattık.
Herkes evinden ne bulduysa getirdi, meydanda toplandık.
Arabaları doldurup deprem bölgesine doğru yola çıktık.
Her yer harap…
İnsanlar perişandı.
Kimseye “Bir ihtiyacın var mı?” demeye bile utandık; çoğu, enkaz altında kalan yakınlarının başında bekliyordu.
Ne ekmek umurundaydı ne su…
Biz elimizdeki yardımları dağıtmak için neredeyse yırtınıyorduk.
Dönüş yolunda anladık ki, “organize olmak” sandığımız şey aslında cehaletmiş.

Eksik Kalan Yardımlar
Depremzedelerden sonra gelen mesajlar bizi aydınlattı:
WC kâğıdı, çocuk bezi, kadın pedi, dezenfektan, kova gibi temel ihtiyaçları hiç düşünmemiştik.
Bu kez daha bilinçli hareket ettik, sponsorlar bulduk.
Mercan’da bir plastikçi yüklü miktarda leğen, kova, maşrapa verdi.
İstoç tan bir esnaf bir kamyonet dolusu oyuncak gönderdi.
Bu oyuncakları Kızılay ve Kızılhaç çadırlarına teslim ettik.
Muayene sırasında huysuzlanan çocuklara “rüşvet” olarak versinler diye…
Sonraki günlerde yardımların stoklanmaya başladığını görünce, istismar edilmemek için kendi dünyamıza çekildik.
Deprem telaşı geçince, biraderimden gelen çağrıya cevap verip çarşının yolunu tuttuk.
Rafineri Başlıyor
Dayımla birlikte biraderimin yanına gittik.
Aynı han içinde eski bir gümüşçü ocağı varmış; içinde devasa bir silindir duruyordu.
Abim, burayı rafineriye çevirecekmiş.
Dayım yeri beğenmedi ama abim bildiğinden şaşmazdı.
Başlarsak bize haftalık 15 gram altın ödenecekti — o dönem için oldukça iyi bir kazançtı.
Dayım gelmedi ama ben her gün gitmeye başladım.
Silindir sökülecek, demirciler gelecek, hazırlıklar yapılacaktı.
Silindirin Hikâyesi
Hafta sonu birader bana para verdi:
— “Bu parayla iki gün dışarıda yemek yiyeceksin.”
“Tamam,” dedim. Nasıl olsa işler büyüyecek ya, idare ederiz…
O silindiri yerinden söktürüp çöpe atmaya kalksan en az 7 bin lira isterlerdi.
Ama birader bir hurdacı buldu, pazarlık etti.
Tonlarca demiri görünce, 2 bin liraya anlaştılar.
Silindirin üzerinde devasa vidalar vardı.
Topların çapı yaklaşık 50 cm, uzunluğu ise 80 cm’den fazlaydı.
Alt kısmında ise 20 cm’den daha kalın, 1.5 metre eninde ve 2 metreye yakın boyda, betona gömülü bir demir yığını bulunuyordu.
