Masadan Mağazaya!
Ben de diğer arkadaşlar gibi masada ürün yapıyor, mesleği öğrenmeye çalışıyordum.
Ama çok acemiydim.
O yüzden hep dış işlere beni yolluyorlardı.
Onların masadan kalkma şansı yoktu.
Beni yollamasalar, benim de olmazdı.
Zamanla ufkum açılmaya başladı.
Altı ay sonra bana dediler:
“Sen mağazaya geçiyorsun.”
Bu karar amcamdan geldiği için kimse karşı çıkamadı.
Aynacılar Caddesi’ndeki Ordu Pazarı kuyumcu mağazasına geçtim.
Artık atölye kıyafetleri yoktu — şık olacaktım.
Ama şık elbiselerim de yoktu.
Bu beni hem mutlu etti hem de biraz tedirgin etti.
Mağazada ne yapacağımı tam bilmiyordum,
ama işim aslında çok basitmiş:
Bana yüzük veriyorlardı:
“İki numara küçült ya da büyüt,” diyorlardı.
Ben de bunu tamirciye götürüp getiriyordum.
Sabahları temizlik hep birlikte yapılırdı.
Vitrin camları, her yer pırıl pırıl olmalıydı.
Cam, bizim için çok önemliydi.

“1980 lere ait nasıl fotoğraflar olmaz hayret. Burası Kuyumcular Caddesi”
Çarşıya Alışmak
Kuyumcunun İlk Adımları ve Küçük Çiftlik Lunaparkı
Mağazaya alıştıkça daha aktif çalışmaya başladım.
Bir süre sonra:
“Şu yüzüğü bulabilir misin?”
demeye başladılar.
O dönemde çeşit azdı; her modelin her boyu ve rengi yoktu.
Toptancı sistemi gibi bir şey de yoktu.
Yani arananı bulmak kolay değildi —
ama bana “Erdoğan bulur” diyorlardı.
Ben de çoğu zaman buluyordum.
Cidden iyi bir av köpeği gibiydim.
%90’lık başarı oranım vardı — nedeni de belli olacak.
Esnaflar beni tanımaya başladı.
Konsinye ürün alma işine girdim:
Ürünü alıyorum, fiyatta anlaşılıyoruz, mağazaya bildiriyorum.
Satış olursa, parasını geri götürüyorum.
Dönemin Ticaret Havası
O dönemde dolar taşımak, bulundurmak ve satmak yasaktı.
Ama turiste mal sattığında eline döviz geçiyordu.
Onu nasıl bozduracaksın?
Kapalıçarşı tıkış tıkıştı.
Seyyar satıcılar sokaklara yayılmıştı.
Her dükkânın vitrini, yasaların çok ötesinde sokakları işgal etmişti.
Şimdi de görgüsüzce!
Tarihi eserlerin üstüne tabela ve reklam giydirilmesiyle gündemde.
Yeni bir ürün çıkınca, herkese ulaşması imkânsızdı —
ama gören herkes o ürünü isterdi.
Hesap Makinesi: Facit
Güvenin Terazisi: Gram terazileri manueldi.
Birimler gram ya da “pul gibi” dediğimiz santimle ölçülürdü.
Hesap makinemiz Facit’ti; kullanımı oldukça farklıydı.
Dışarıdan getirdiğimiz ürünün fiyatı makinaya yazılır —
kapanma şansı yoktu.
Zaten dijital sistemler yaygın değildi.
En okumuş müşteri bile, kuyumcunun karşısında zayıf kalırdı —
çünkü işin tekniklerini bilmezdi.
Kuyumcu her zaman bir tık bilgili görünürdü.
Gerçekte o kadar da fark yoktu —
ama itibar büyüktü.
Kapalıçarşı, adeta bir eğitim yuvasıydı.
Esnafın Vicdan Terazisi
Bir gün, benim esnaftan 50 liraya ürün aldım.
Mağazaya verdim; ürün satıldı.
Ama hesap defterinde 10 lira kâr yazılmış.
Sözde:
“50 liraya alındı, 60 liraya satıldı, 10 lira kâr kaldı.”
Ama ben bizzat gördüm:
80 liraya satıldı.
Peki şimdi, bu terazinin ayarını kim yapacak?
