Askere Teslim: 20 Temmuz 1983, Manisa Batıkışla
Askere gitme zamanım nihayet gelmişti. Ehliyet için başvurduğum gibi, 10 Temmuz 1983’te Beşiktaş Askerlik Şubesi’ne başvurdum. Muayene sırasında evrak işlemleri yapıldı. “Git, içeride soyun, şu bölüme geç,” dediler.
İçeri girdiğimde alan çok büyüktü; her bankoda sıra vardı ama soyunan kimseyi göremiyordum. Sağa sola bakındım; yalnızca erkekler olsaydı sorun yoktu ama bankoların arkasında kadın memurlar da vardı!
Dedim: “En fazla ne olabilir ki?” Üstümde ne varsa çıkardım, sadece iç çamaşırımla belirtilen bölgeye doğru yürüdüm. Baktım ne tepki var ne de kovalayan… “Doğru yoldayım,” diye düşündüm.
Gittiğim bölüm sözde sağlık kontrolüydü: “Donunu indir, öksür, tamam geç.” Elimde bir evrak vardı; teslim tarihi 20 Temmuz’da Batı Kışla. Bana iki gün yol izni verdiler. Gideceğim yer: Manisa Batı Kışla.
Peşimizden su dökerek beni ve nişanlımın babasını mahalleden yolcu ettiler. “Acaba askerden kaçarım diye mi düşündüler?” diye düşündüm. Benimle İzmir’e gelen kayınpederim ile aynı gün akşamı Aydın’a, akrabalarının yanına gittik; ertesi gün ise Manisa Batı Kışlaya vardık.
Doğum günüm olan 20 Temmuz’da birliğime teslim oldum. Nizamiyeden geçip kayıt oldum. Benimle birlikte 10. Bölük’e giren 25-30 kişi vardı.
Bizi bölüğün amfisine götürüp oturttular ve başımıza bir nöbetçi verdiler. Bizden önce gelen tertipler sahada eğitimdeydi. Biz kendi aramızda tanışıyor, sohbet ediyorduk. Herkes farklı illerden ve köylerden gelmişti.

Acemi Birliği Günleri
Her sabah bizi amfiye, akşam ise yatakhaneye götürüp bırakıyorlardı. Sanırım 10-12 gün böyle geçti. Hâlâ üstümüzde sivil kıyafetler vardı. Benim üzerimde siyah gabardin pantolon ve “Setila” dedikleri Bursa ipeği bordo bir gömlek vardı. Zamanla renk tonları kirden tamamen kaybolmuş, ikisi de aynı renge dönmüştü.
Yemekler amfiye getiriliyordu. Birlikten tecrit edilmiş gibiydik. Ama o ekmekleri asla unutamıyorum. Başta ekmek yemeyi reddediyor, isteyen arkadaşlara veriyordum. Fakat açlık galip geldi ve ekmekleri küçük parçalar halinde yemeye başladım.
Sonradan öğrendik ki, depoda bize ait istihkak (hakkımız olan malzeme) yokmuş. Bizim gibi birçok bölüğe gelen askerler devre kaybı ya da firariymiş. Biz de geç teslim olanlardandık.
İlk ayımı suya sabuna dokunmadan, amfi köşelerinde geçirdim. Sonra bir gün arkadaşlarla birlikte depoya götürüldük. Bize yeşil çuvallar verildi; içi askeri malzeme doluydu.
Üzerimize giyindik ama ayakkabılar ya büyük ya küçük, elbiseler çuval gibi duruyordu. Eğitim yapanları gördükten sonra bu durum komik olmaktan çıkmıştı. Başladık aramızda takas etmeye. İşte o an, artık asker olmuştum.
