Beklenmedik Telefon: Görünenin Ötesindeki Niyet
Yıllar önce ilk işe girdiğim ustam, Onur Handa ki, hiç beklemediğim bir anda beni aradı:
“Gel, görüşelim.”
Atölyeden ayrıldıktan sonra Osmaniye’de kuyumcu dükkânı açmıştı. Daha önce birkaç kez biraderimin dükkânına hurda altın getirirken denk gelmiş, bir ara ben Osmaniye de kahvehane işletirken de görüşmüştük.
Şimdi Kumburgaz’da yeni bir kuyumcu dükkânı açmış, oğluna devrettiği dükkândan ayrılıp oraya geçmiş. Buluşma teklifini kabul ettim ve tarif ettiği adrese doğru yola çıktım.
Dükkân ve Teklif
Gittiğimde küçük ve bakımsız bir kuyumcu dükkânıyla karşılaştım. Üst katında 1+1 bir evi vardı. Asansörle içeriden çıkılabiliyordu.
Sabah erken saatlerde vardım. Kapıyı açar açmaz:
“Gel, tezgâha geç,” dedi.
Henüz ne konuşacağımızı bile bilmiyordum.
Konuşma, onun amcamla ortaklığının nasıl bittiğini anlatmasıyla başladı. Oldukça duygusal bir şekilde, amcamın kendisini dükkâna çağırıp:
“Ortaklık bitti, hesapları yapalım,” dediğini, bunun üzerine çocuk gibi ağladığını anlattı.
Bu olay hayatında ciddi bir kırılma olmuş.
Sonra konu sadede geldi:
“Oğlum Osmaniye’deki dükkâna dönmemi istiyor. Ya başında dur ya da kapatacağım diyor. Gel sen burada çalış. Üst katta kalırsın. Elimde beş kilo altın var, iş olursa üstüne eklerim. Sana da piyasanın üstünde ödeme yaparım.”
Genellikle çeyrek ve gram altın alım satımı yapıyor, asıl işi ise döviz.
Bir de esnek görünmek için:
“İşin olursa bana haber ver, ben buraya gelirim sen gidersin,” dedi.
Ama daha başlamadan, evimi kapatmamı istemesi, Cumartesi–Pazar fark etmeksizin gece gündüz orada olmam gerektiğini söylemesi bana tuhaf geldi.

Güven Sorunu ve Benim Önerim
Biraz düşünüp dışarı çıktım, sonra geri döndüm.
Tanıdığım usta ile uzun vadede geçinemeyeceğimi anladım.
Daha başlamadan bu kadar şart öne süren biri, ileride neler yapardı? Amcama yapılanın bana yapılmayacağına dair hiçbir garanti yoktu.
Üç gün sonra tekrar gittim ve bu defa kendi önerimle gittim:
“Sen altınlarını al, ben burada döviz işi yapayım. Sermaye ver, her ay belirli miktarda geri ödeyeyim.”
Cevabı şuydu:
“Altı ay kira almayayım ama sermaye de vermem.”
Bu şartlarla iş yapılmazdı.
“Teşekkür ederim,” deyip ayrıldım.
Zaten altınla çalışmazdım. Elimdeki gümüş stoğuyla orada fark yaratmak zor değildi. Dükkân görünüşte iyi bir vitrin olurdu, ama kasada sürekli nakit olması şarttı. Bunun için gram ve çeyrek altın gerekiyordu.
Sonrasında birkaç kez daha aradım, net cevap alamadım.
Zaten başka bir niyet olduğu artık iyice belli olmuştu.

Görünenin Ardındaki Gerçekler
Kuyumculuk yaptığımız dönemde biraderimin dükkanına gelenlerin çoğu tanıdık esnaflardı. Kim ne kadar ciddi, kim ne kadar güvenilir bilirdik.
Bazen uygun ortamda fıkra anlatırdım ama bu herkese yapılacak şey değildi.
Çıraklara veya gençlere daha çok yol gösterici hikâyeler anlatır, hatta kitap hediye ederdim.
Konuşmanın içeriği her zaman ortama ve kişiye göre şekillenir.
Ama eski ustam bu dengeyi kuramadı. Bir noktadan sonra kendi yaptıklarını bana da yapacakmış gibi ima etmeye başladı. Bu rahatsız ediciydi.
Üst kattaki yaşam alanını kişisel amaçları için kullanmaya devam ederken, bana altınlarını bekletmek gibi bir görev biçmişti.
Teklifi kabul etmeme nedenim sadece iş değildi; karakter meselesiydi.
Samimiyet başka, saygı başka.
İkisinin farkını bildiğim için kendi yoluma devam ettim.
Belki fazla detaya girmeden de anlatabildim.
Bu sadece bir iş teklifi değil, insan ilişkilerinde güven, sınır ve niyetlerin ne kadar önemli olduğuna dair bir hikâyeydi.
Bu yaşanmışlık bana bir şeyi tekrar hatırlattı:
“İyi ustalık sadece iş öğretmek değil; insan olmakla ilgilidir.”
