Bir Yolculuktan Fazlası
Bu kamp, aslında kendini yeniden bulma yolculuğuydu.
Altı Kulüp, Tek Ruh: Gece Kampı Sürüşü Anıları
Altı farklı motosiklet kulübü olarak ortak bir kamp ateşi etrafında buluşmak üzere anlaştık. Gecenin serinliğinde, motorlarımızın homurtusuyla TEM Otoyolu’nu aşarak Silivri kıyılarına doğru yol alacaktık. Bu, sadece kısa bir sürüş değil, aynı zamanda cruiser ruhunu paylaşan dev bir ailenin buluşmasıydı. Tüm kulüplerin aynı sürüş disiplinini ve kurallarını benimsemiş olması, bu büyük organizasyonu çok daha sorunsuz kılıyordu.
Büyük Buluşma ve Disiplinli Başlangıç
Toplanma noktamız, TEM gişelerini geçtikten sonraki geniş alandı. Buraya her motorcu tek başına değil, kendi kulüp gruplarıyla, yedişer veya sekizer motorluk dizilimler halinde geliyordu. Organizasyonun kalbi olan, daveti düzenleyen ilk grup, sürüşün kaptanlığını üstlenerek yolu belirledi. Diğer kulüpler ise geldikleri sıraya göre yola çıkış pozisyonlarını aldı.
Ancak bu birliktelik, yolda birleşmek anlamına gelmiyordu. Her bir grup, diğerlerinden bağımsız olarak, kendi kaptanına ve grubun güvenliğini sağlayan en arkadaki ‘artçı’ motora uyarak kendi sürüş düzenini koruyordu.

Asfalt Üzerinde Fermuar ve Destek Tufanı
Altı motorlu grubun orta şeritte kusursuz bir fermuar düzeniyle ilerlemesi gerçekten görülmeye değerdi. Bu disiplinli ve estetik görüntü, trafikteki araç sahiplerinin de dikkatini çekti. Korna sesleri ve peş peşe yanan selektörler, bize gönderilen birer “hadi bakalım!” desteğiydi adeta. O an, bir kulübe ait olmanın ötesinde, tüm motorcu camiasının bir parçası olduğumuzu hissettik.
Gecenin Ritmi ve Misyonlar
Kamp alanına vardığımızda, akşam yemeğinin ardından tatlı bir sohbete daldık. Yanımızdaki hafif alkollü içecekler eşliğinde uzayan bu muhabbet, bizi bir anda hazırlıksız yakaladı; açıkta kalmıştık ve çevrede bir damla su bile bulma imkanımız yoktu. O anki doğaçlama çözümlerimiz ise kamp hayatının en güzel yanlarından biriydi.
Biz çadırlarımızda uykuya dalarken, aramızdaki MC (Motorcycle Club) statüsüne sahip kulüp üyeleri, bir geleneği sürdürerek sabaha kadar dışarıda nöbet tuttular. Kimimize göre bu, biraz fazla “abartılmış bir misyon” gibi görünse de, bu onların yoldaşlık ve güvenlik anlayışının bir parçasıydı. Onların varlığı, hepimize sarsılmaz bir güven veriyordu.
Tüm bu maceralarıyla, tek yönde ve kısa süren bu sürüş, en sevdiğim anılarımdan biri olarak hafızama kazındı. Kısaydı ama birleştiriciydi; bir geceydi ama dolu doluydu.

Bir Feribotta Başlayan Yol Arkadaşlığı – Bodrum Yolu
Feribotta İlk Karşılaşma
İstanbul Riders’ın kurucusu, bayram tatilini Bodrum’da geçirme önerisinde bulundu. Bu davet herkese açık değildi; özel bir çağrıydı. Ben de motorumu hazırlayıp Bandırma feribotuna biletimi aldım. Normalde motorcular feribota ilk alınır ama bu sefer en sona bırakıldık. Üstelik feribota binmeden önce deli gibi bir yağmur bastırdı. Motoru dışarıda bıraktım, ben içeri kaçtım.

Tanışma ve İlk Dostluk
Bir süre sonra dışarı baktığımda iki motor daha gelmişti. Yanlarına gidip tanıştım. Motoruma bakıp,
“Bizim gibi yola çıkan bir deli daha varmış,”
diye takıldılar. Meğer feribot tıka basa doluymuş; bir otomobil alınmamış, onun yerine bu iki motorcu alınmış. Ama onlara koltuk bile vermemişler!

Motorları bağladıktan sonra onlar yer bulamayıp yere oturdular, ben de koltuğumu bırakıp yanlarına geçtim. Sohbet ettik. Ben Bodrum’a gidiyordum, onlar Marmaris’e.
— “Nereden gideceksin?”
— “Tabelaları takip edeceğim,” dedim.
— “Haritan yok mu?”
— “Yok.”
“Bu bizden de deli,” deyip güldüler. Sonra teklif ettiler:
— “Biz yolda Alaçatı, Çeşme, Efes, Büyük Menderes Deltası gibi yerlerde duracağız, müzeleri gezeceğiz. İstersen bizimle gel.”
Benim için sorun yoktu. Zaten yoldaydım, Bodrum’a gitmesem de kimse “neden gitmedin” diye sormazdı. Bu dostluk işte orada, feribotta başladı.
