Kurumsal Hayata Geçiş

zenginlik

Zengin Hayatı

S. Bey’in özel olarak kullandığı Peugeot 504’ü trafikte gören biri, onun bu siteden biri olduğunu tahmin edemezdi.
O gün arabayı isteyen kişi Erdoğan Gönül’müş, Koç ailesinden. Allah rahmet eylesin.

Site sakinlerinden biri Mersin’deki gökdelenin aynısını Levent’te yapmak istemişti. Orası şimdi Metro City AVM. Hemen arkasında “Philips top sahası” vardı; Philips’le ilgisi yoktu, sadece öyle denirdi.

Bir başka sakin ise Eyüp Mezarlığı’nda vahşice öldürülen bir iş insanıydı. Ortağı da aynı sitedeydi.

Ama dediğim gibi, hiçbir zaman gösteriş veya abartı görmedim.

Müdürüm S. Bey, eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanıydı. Aynı zamanda altı farklı şirketin yönetim kurulundaydı. Kaliteli bir insandı. Bana İstanbul’un çok eski halini anlatırdı; Çamlıca’nın yazlık olarak kullanıldığı zamanlardan bahsederdi. Severek dinlerdim.

Bir gün bana,
“Sen bütün gün boş mu oturuyorsun?” dedi.
“Sizi bekliyorum, dışarıda iş olursa onlara da gidiyorum,” dedim.
“Kitap oku, İngilizce öğren,” dedi. Ama hiç alışkanlığım yoktu. Sarı bir sözlük aldım, sıkıldım. Sekreterimiz, “Saymayla başla,” dedi. Sayıları çalıştım. Ay sonunda maaşı alınca kitapçıya gittim. İlk aldığım kitabı hatırlamıyorum ama bu benim ilk kitabımdı.

Ofiste kitap okumaya başlayınca, çalışanlar ilgilenmeye başladı. Poşet poşet kitap taşıdılar. O güne kadar çizgi romanlardan öteye geçmemiştim. Gelen kitapların hepsi sonradan öğrendiğime göre “Bestseller” kitaplarmış.

Okudukça kitap bitiyor, ben daha kalın kitaplar aramaya başlıyordum. Günüm boştu ve kitap hemen bitmemeliydi. İyi tarafı, seçici olmadığım için çok farklı kitaplar okudum. Bugün isimlerini ve yazarlarını bilmem ama hayatıma kattıklarını hissediyorum.

S. Bey’in başka dokunuşları da oldu hayatıma. Sayesinde birçok firmaya girip çıktım, imza işleri için. Bir gün M. Emin Karamehmet oğullarının ofisine gittim; kim olduğunu sonradan öğrendim. Ne imzalattıklarını da bilmem, görevim “imzalat-getir” idi, onu yaptım.

Çalışma odası bembeyazdı; tablo, koltuk, hiçbir renk patlaması yoktu. Sanki bazı yerler yağlı boyayla boyanmış gibi parlıyordu. İçeri girdiğimde ismini bilseydim belki odak noktam değişirdi ama bilmiyordum; aklımda kalmıştı.

Cihangir’de şirketin çalışanlar için kiralanmış bir ev vardı. Kirası için Elmadağ’daki ofise gittim. Ofisin yüksek kapıları, gıcırdayan tahta döşemeleri ve eski lambiri kaplamaları aklımda kaldı.

Sahiplerini duyunca, para ile yaşam tarzının değişmeyeceğini anladım. Ne kadar zengin olsalar da eskilerinden vazgeçmiyorlar veya muhafaza ediyorlar diyelim.

Devamını Oku

Yorum bırakın

Scroll to Top